12/17/2012 (12:23pm) 4 notes

Şiir Köşesi

egekayacan:

Eski not defterime şöyle bir şeyler yazmışım:


İçine akıttığın gözyaşların
İnci olur.
Kolye yaparsın…
Sonra satarsın.
Üretimden gelen gücünle
Hava atarsın.

(Source: egekayacan)

friendsinhell:

>Internet spends entire time complaining about modern culture and constantly complains that people should dress like they did in the ‘old days’.

>Culture of dressing in an ‘old fashioned sense’ with a moderate modern spin on things emerges

>Internet brands them ‘hipsters’ and mocks them at every turn

minecanary:

Langston’s ant

Langton’s ant is a two-dimensional Turing machine with a very simple set of rules but complicated emergent behavior. It was invented by Chris Langton in 1986 and runs on a square lattice of black and white cells. The universality of Langton’s ant was proven in 2000. The idea has been generalized in several different ways, such as turmites which add more colors and more states.

Squares on a plane are colored variously either black or white. We arbitrarily identify one square as the “ant”. The ant can travel in any of the four cardinal directions at each step it takes. The ant moves according to the rules below:

1. At a white square, turn 90° right, flip the color of the square, move forward one unit

2. At a black square, turn 90° left, flip the color of the square, move forward one unit

These simple rules lead to surprisingly complex behavior: after an initial period of apparently chaotic behavior, that lasts for about 10,000 steps (in the simplest case), the ant starts building a recurrent “highway” pattern of 104 steps that repeat indefinitely. All finite initial configurations tested eventually converge to the same repetitive pattern suggesting that the “highway” is an attractor of Langton’s ant, but no one has been able to prove that this is true for all such initial configurations. It is only known that the ant’s trajectory is always unbounded regardless of the initial configuration.

(via fuckyeahmath)

not mainstream, not underground: ailemin yanında olduğum şu 1 hafta içinde aklımdan geçenlerin hepsini... →

rspbrryswirl:

ailemin yanında olduğum şu 1 hafta içinde aklımdan geçenlerin hepsini yazabilmek isterdim ama toparlayamıyorum. istanbul’dayken kafam karışık zannederdim ama yok, öyle değilmiş.

burda daha çok kafam karıştı. uzun aralıklarla görüşünce ve uzun zaman aileden ayrı yaşayınca, anne-baba yanı ev…

2/1/2012 (5:48pm) 1 note

Oh gravity, thou art a heartless bitch.

(via bilgisavar)

8/1/2011 (5:27pm)

gaz sancısı basit sanrısı

evet sanrıdır ve 2. bir emirle nur topu gibi sıkışmış yumuk yumuk gaz sahibi olana kadar devam eder. ilk başta şöyle bi yoklar. siz onu alışılmış samimiyetiyle ilgi göstermezsiniz. o da alışmıştır zaten. ama artık değişmek istiyordur. ilgi görmek, fark yaratabilmek, endişelenilmek ve belki de kontrolü eline almak istiyordur. fakat siz daha farkında değilsiniz: güç dengeleri değişiyor. sizin önemsemediğiniz, üzerine tartışmadığınız, belki de utandığınız ama size olan sonsuz sadakatine güvendiğiniz, baş başayken şefkatli beraberliğinizin verdiği ani haz ve iyi ki, oh be duygularınızın muhattabı, yapılan canım cicimle  3. bir kişiyle birlikte gelen resmiyet, hatta yok sayılmak arasında yaşadığı git gellerin kimlik bunalımıyla değişmeye başlar. filmlerdeki gerçek kötülerin flashbeck dönemi, darkside a geçiş vakti gelmiştir artık. “o aralar hırçınlaşmaya başladığını hissediyordum ama kendime itiraf edemiyordum” gibi yavşak değil keskin ve güçlü bir geçiştir artık. son yoklaması gibi değildir artık. cern de hızlandırılmış parçacık misalidir. nereden, ne hızla geldiğini hangi ses aralığındda olduğunu bilemezsin. sadece hissedersin. aynı zamanda hissettiğin şey rahatsızlıktır. öyle büyük bir rahatsızlık ki utandırır, yokmuş gibi davranmaya iter. hiç olmamış gibi.

umutsuzluk özlemi

canım çok sıkkın. blog açayım dedim aça aça tumblrda açtım. temalı felan olsun dedim ama artık hiç kasamayacağım günlüğüm olsun bu da.

ben var ya hep geleceği en güzel şekilde dizayn ediyorum. bişeyin sonundaki olasılıkların en güzel, en mutlu olacağım olasılık üzerine yoğunlaşıyorum. çok mutlu daha çok umutlu oluyorum ama hep canım sıkılıyor. ders çalışamıyorum. tüm sınavlarım hüsran. ama her seferinde o kadar umut dolu oluyorum ki hiç bişeyden haberi olmayan, henüz database oluşturamamış, olasılıkları tahmin edemeyecek çocuklar gibiyim. ismail abi gibi.

umutlanırken bile kendimi telkin ediyorum, arkadaşlarım emin misin diye soruyorlar, çünkü yaptıklarım oluşturdukları örneklemden kolayca çıkıyor bu istatistiki yorum. o kadar hazırlığa rağmen hayal kırıklıkları tekrarlıyor. çok canım sıkılıyor işte buna. sonra tekrar umutlanıyorum. belki o an ihtiyacım olduğundan. tıpkı ismail abi gibi. problemime asla çözüm olmasa da kabul ediyorum bir “geçmişe selam”ı. asıl problemim var benim henüz nedir bilmiyorum ama çözme girişimlerim mutu sonla bitiyor sonra kısa bir mutsuzluk arasıyla umutlarımla devam ediyor. umut etmesem yaşayamam. ama yavaş yavaş farkına varıyorum. ya da şimdi kısa bir ara.

benim hissettiklerimle reelde yaşadıklarımın tutmadığının farkında olmayabilir miyim acaba?